İPLERİMİN UCU NEREDE?

Yakın zamanda okuduğum “1984” romanının etkisinde kalmış olmalıyım ki bir anda özgürlük ile ilgili aklımda ne varsa kalemimden dökülüverdi. En son baş kahramanımız Winston’un masaya “2+2=5” yazmasıyla biten kitapta düşünce özgürlüğünün çok da söz konusu olmadığını kolayca anlayabiliyoruz. Çevreme hatta kapsamı biraz daha genişleteyim yaşadığım topluma şöyle bir baktığımda aynı durumdan çok rahatça söz edebiliyorum.

İlkokuldan beri her birimize öğretilen bir tanım vardır: Başkalarının haklarını kısıtlamadan dilediğini yapabilmeye özgürlük denir. Bizlere vurgularla bastıra bastıra öğretilmiş bu tanım aslında işin en kısa ve öz hali denilebilir. Fakat derine indikçe, biraz daha hayata atıldıkça bu kavramın sandığımız kadar basite indirgenmeyecek bir şey olduğunu anlıyoruz, hele de biz gençler için. Bilirsiniz bizde bir ’18 yaş’ kavramı vardır, hani bu asi olanlarımızın “Artık özgürüm, istediğimi yaparım, bana karışamazsınız” devri ‘reşit’ olma halinden bahsediyorum. Üzülerek söylüyorum ki 17 neyse 18 de o ve 19 da. 18’i o kadar da abartmamak lazım sonuçta söz konusu ehliyet ve oy kullanmak olmadığı sürece, kısacası resmi işlemler dışında rakamlar pek de bir işe yaramıyor ülkemizde. 18 yaşın da özgürlük için bir kıstas olmadığını belirttikten sonra değinmek istediğim en önemli noktaya geliyorum “Özgürlük aslında ne?”

Google’a yazdığınızda karşınıza gelen ilk tanım bu olacaktır: Özgürlük; herhangi bir koşulla sınırlanmama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma durumudur. Erkinlik veya en yaygın biçimiyle hürriyet de denilmektedir. Felsefede de ‘serbesti’ şeklinde ifade edilişi mevcuttur. Evet, şimdi size birazdan soracağım sorular üzerinde bir dakika düşünmenizi rica ediyorum. Hayatınızı siz mi yönetiyorsunuz? Kararlarınızı yalnızca kendiniz mi veriyorsunuz? Gittiğiniz yolu siz mi seçiyorsunuz? … Eğer bu sorulara cevabınız kuşkusuz ve gerçekten dürüst bir biçimde tabi ki de ben yapıyorum bu saydıklarını ise tebrikler yeterince özgür ve mutlusunuz demektir. Daha fazla bu yazıyı okumanızı gerektirecek bir durum yok gidin ve keyif çayınızdan bir yudum daha alın dermişim. Şakası bir yana en geniş ve yalın ifade biçimiyle bu 3 soru sizin özgür olup olmadığınıza karar vermede kullanılıyor. Eğer cevaplarken 1 dakikadan fazla düşündüyseniz ve net bir karara varamadıysanız ne yazık ki üzerinizde bir baskı kurulduğunu veya kararlarınızı rahat vermede sizi engelleyen bazı koşulların var olduğunu söyleyebilirim.

Hazır felsefe konusuna da parmak basmışken “Determinizm” kavramına da değinmek istiyorum. Çünkü unutmayın ki bir konuyu anlamanın en iyi yollarından birisi onu zıt düşüncesiyle karşılaştırarak zihninizde belirli bir yere koymaktır. Determinizm anlayışı özgürlük kavramını yok sayar ve der ki bu sadece bir yanılgıdır, insan doğası gereği gereklilik olarak yaptığı şeyleri özgürlük diye adlandırır. Determinist düşünceye göre özgür olan tek varlık yaratıcıdır, insan daima bir karar verirken dış uyarıcıların etkisinde kalır ve sonuç olarak bağımsızlığından söz edilemez. Ama şunu da belirtmek gerekir neye ihtiyacı olduğunu tam anlamıyla bilen insan dış uyarıcıların etkisi altına hiçbir zaman girmeyecektir.

Sahi neydi özgürlük? 2 kere 2’nin 4 ettiğini tüm baskılara rağmen söyleyip bir hücrede işkenceye maruz kalmak mı, yoksa sonucun 5 olduğunu söyleyip dışarıda elini kolunu sallayarak gezmek mi? Seçim sizin, lakin şunu da söylemekte fayda var ki iplerinizin ucu sizde olduğu sürece bu hayatta varsınızdır. Aksi takdirde biliyorsunuz ki evinizin salonunda öylece duran saksı da bu dünyada vardır. Tukidides’in de dediği gibi “Mutluluğun sırrı Özgürlüktür. Özgürlüğün sırrı ise Cesarettir.” Cesur kalın!

 

KEVSER METİN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla