OYUNLARLA YAŞAYANLAR

Haydi size bugün aslında çok iyi gözlemleyip bildiğimiz ama adını pek duymadığımız bir rahatsızlıktan bahsedeyim. Toplumda en çok rastladığımız daha doğrusu rahatsız olduğumuz tiplerin genel özeti bir manada.Sıkıcı ders kitaplarındaki bilgiler gibi doğrudan bilgi vererek değil de hepimizin anlayacağı dilden anlatayım kısaca yoksa akademisyenlerden pek bir farkım kalmaz.Nedir bu rahatsızlık? Son yıllarda iyice adı duyulmaya başlanan Histrionik kişilik bozukluğu… Nedir bu bozukluk şöyle özetleyeyim; Histrionik kelimesi etimolojik olarak ‘’tiyatro oyuncusu’’ anlamına geliyor ve Border-line kişilik bozukluğu içine giriyor ve kendine aşıklıktan daha çok diğer insanların kendilerine hayran olmasını istemek ve bu durumun artık bir karakter meselesi haline gelmesiyle Narsisizm’den ayrılıyor.Genel bir prototip çizmek gerekirse masalsılık peşinde, tekdüzelikten kolayca usanan, duyguları uç kutuplarda yaşayan, cazibeli, enerjik, hilekar, şuh, dürtüsel, kararsız, rol yapan oyuncu karakterli kişilerdir.
Peki nasıl meydana geliyor bu rahatsızlık? Küçüklükten itibaren ebeveynlerinin el üstünde tutarak büyüttüğü çocuk, ergenlikle beraber sosyal ilişkiler arttıkça ebeveynlerden gelen esirgeme ve güven duygusunun tatmini olarak karşı taraftan da aynı derecede ilgi görmek isteyince karşımıza bir ‘’Histrionik’’ yani tiyatro oyuncusu çıkıyor. Genel bir gözlem yaptığımızda günümüzdeki arkadaşlık ve sevgi ilişkilerinin nasıl bu derece çabuk ve kolay yıkıldığını karşımızdaki kişinin ‘’çok iyi bir oyuncu’’ olduğunu gözlemlememizle anlam kazanmaya başlıyor ve ardından gelsin ‘’sen böyle bir insan değildin!’’ ‘’beni bu kadar severken birden sana ne oldu?’’ ‘’helal olsun ne çabuk sattın bizi’’ tarzı cümleler…
Peki buna benzer belirtileri gördüğümüz herkese bu rahatsızlığı yapıştırmak ne derece anlamlıdır? Diğer rahatsızlıklara oranla kişilik bozukluklarda gözlenen en bariz durumlardan bir tanesi kişinin yaptığı hareketlerden vicdan azabı çekmemesi ve dışarıdan bu hareketleri hiç sergilemiyormuş gibi gözükmesi.Önceden de bahsettiğim gibi her ne kadar rahatsızlıklarda genetik faktörler etkili olsa da bu rahatsızlıkların büyümesini sağlayan toplumdan gelen uyarmalar,tepkilerdir yani o toplumun ruhudur.Tolumun sevgiye,dostluğa,arkadaşlığa bakışı değişmeye devam ettikçe bu rahatsızlıkların artacağından şüphe etmememiz gerekecek ve her türlü ilişkiye karşı güvensizlik ve şüpheli davranışlar artacaktır.
E hadi bunu söylemek kolay,peki toplumun bakışını,düşüncelerini nasıl anlayacağız? Bu soruyu da şu anekdotla cevaplayıp yazımı burada bitirmek istiyorum;
Beyaz Adam, Navajo Kızılderilisine sorar,
– Neden sizin insanlarınızın şarkıları hep yağmur üzerine ?
Navajo Kızılderilisi yanıt verir :
– Bizim buralarda çok az yağmur yağar ondan. Bu yüzden yağmura özlem duyarız ve şarkılarımızla yağmuru çağırırız. der ve ekler..
– Peki sizin şarkılarınız neden hep sevgi ve sadakat üzerine?

 

 

Furkan İyisabancı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla