BARDAĞA BOŞ TARAFINDAN BAKMAK

’ Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar. İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabileceği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor. ‘’

Ne zaman toplumun psikolojiye bakışı ile alakalı bir soru gelse aklıma yukarıdaki sözler gelir. Dostoyevski 1869 yılında yayımladığı Budala kitabından bu sözlerle sadece kendi dönemine değil; hem günümüze hem geleceğimize sesleniyor. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu yazımda hayata dair olumlu bakmamızı içeren daha doğrusu emreden samimiyetsiz cümlelerden yeterince uzak durarak asıl yapmamız gereken şeyi yani ‘’Bardağın boş tarafından bakmayı’’ göstereceğim. Eğer sahip olduğunuz mesleğe ait bir meslek yasasının bulunmadığı, bir inşaat mühendisinin bile yaşam koçluğu yapabildiği bir ülkede yaşıyorsanız duyacağınız en genel cümleler ‘’bak haline şükret, etrafta daha kötüleri var!’’ ‘’olaya biraz da olumlu yönünden bak’’ ya da en saçmalarından ‘’takma kafana’’ tarzı cümlelerdir. Şimdi şapkamızı önümüze koyup bir düşünelim yani kısaca SORGULAYALIM. Gündelik yaşam standartlarının ekonomiye oranla yüksek olduğu bir ülkede yaşanan her türlü Psikolojik, Sosyolojik problemin ana sebebi ekonomik olaylardan başka bir şey değildir hele ki bu ekonomik sıkıntıların topluma yansımasıyla beraber meydana gelen resmi olmayan içinde yaşadığımız bu kast sistemi de cabası. Sadece psikologlar, terapistler açısından değil karşınızdaki dostunun derdini dinleyen herkese kadar herkesin öncelikle düşünmesi gereken soru şu: Toplum içinde bir sakal gibi sürekli uzayan bu olumsuz ruh hallerinden kurtulmamızın yolu insanları küçük sözlerle rahatlatıp kısa süreliğine sahte mutluluklar mı vermektir yoksa toplum içinde hepimizin ruh halini belirleyen bu sıkıntıların temeline inerek bu sakalı kökten kesmek midir? Şunu üstüne basarak söyleyebilirim ki birey hasta değildir, toplum hastadır çünkü kabaca bir tabirle çoğumuz sosyal hayvanları yani bizi hayvanlardan ayıran en temel özelliğimiz iletişimi daha detaylı olarak kurabilmemizdir. Sanayi devriminden beri her toplumda hastalık gibi yayılan Bireyselcilik kâbusu seneler geçtikçe toplumları dolayısıyla da bizi etkilemekte… Dostoyevski’nin de dediği gibi insanları birbirine bağlayan ülkü tümden kayboldu. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Eleştiri yapmak çok kolaydır biraz da zor olanı söyleyeyim yani bir çözüm önereyim ‘‘Bardağa boş tarafından bakalım’’.  Kısacası şöyle özetlemek lazımdır ki insanoğlunun kendisini ilerletmesinin ilk yolu kendi eksikliklerinden yola çıkarak toplumu eleştirmek yoluyla eksik yönlerini gidermesidir. Evet şükretmek iyidir fakat daha iyisini yapabilme şansımız varken azla yetinmek kendi potansiyelimizi boşa harcamaktan başka bir şey değildir. Kuşkusuz ki günümüzde içinde bulunduğumuz bu buhrandan tek kurtuluş yolumuz yine kendimizdir bu arada benden de küçük bir öneri: bir sıkıntınız olduğu zaman kafaya takın çünkü boş vererek yapacağımız tek şey sorunları biriktirmektir, ağlanacak bir durum varsa ağlayın; bırakın insanlar ne derse desin. Hayatta başımıza gelen her olayın ipi kendi elimizde olmasa bile gemiyi batırmaktan kurtaracak kuvvet her zaman bizdedir. Hadi eyvallah…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla